Uzun zamandır yazmamışım; zira günlerim biraz umutsuzluk, biraz bıkkınlık ve bolca yalnızlık ihtiva ediyor son zamanlarda. Eee hal böyle olunca, ne yazmak, ne okumak geliyor içimden...
Bu hafta sonu üzerimdeki rehavetten sıyrılırım umuduyla, son derece yerinde bir kararla abone olduğum sofra dergisinin şubat sayısında yer alan bir tarifi denedim. Tadına bakar bakmaz, bir pencere açıldı gözlerimin önünde...
Üniversiteyi okuduğum Ispartadayım. Karlı bir kış gününde, kaymamak için yoğun bir çaba sarfederek, en yakın arkadaşım, dostum Filo' mla kol kola, ağır adımlarla kaldığımız yurda doğru yürüyoruz. Köşe başında küçük, köhne bir pastane. Çok lezzetli, sıcacık, mis kokulu ay çörekleri yapıyor. Her ders çıkışı, istisnasız o pastaneye uğruyor, tezgahın üzerinde, kocaman tepsilere dizilmiş ay çöreklerinden seçip, kese kağıdına dolduruyor ve küçük havasız odamıza doğru yol alıyoruz...Sonra duvarları binbir tane saçma resim ve yazıyla dolu küçücük odamızda, adına çalışma masası dediğimiz ama nedense hiç çalışmak için kullanmadığımız masamızın etrafına plastik sandalyelerimizi çekiyor, dedikodular ve sıcacık çay eşliğinde, ay çöreklerimizi midemize indiriyoruz...O gün bugündür başka hiç bir yerde ay çöreği yemedim, sanki yeminliymişim gibi...Ay çöreği esasen, Isparta' da yediklerim gibi mi yapılıyor onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bu denediğim tarif, beni aldı, 10 yıl öncesine götürdü...Belki o zaman çok kıymetli olmayan, kese kağıdına tıkıştırdığım bir kaç parça ay çöreği, mücevher değerinde bir hatıra şimdi yolculuğumda. Cevizli ve çikolatalı tart, sizi böyle alıp, başka zamanlara, başka şehirlere götürmese de, damağınızda nefis bir tat bırakacak, emin olabilirsiniz :) İşte tarifi...

