6 Haziran büyük gün! Geri sayım devam ediyor...
Düğünümüze tam 25 gün kaldı. Heyecan, stres, panik ve endişe halindeyim devamlı. Bu dönemde beni en çok zorlayan, İzmir' den uzakta bulunmam oldu aslında. Alışverişlerimin büyük bir çoğunluğunu, yorgun gözlerle işten eve döndüğümde, yatmadan önce bana kalan birkaç değerli saatimi internet başında geçirerek tamamladım. Kına gecesinde dağıtılacak hediyeler ve süsleme için kullanılacak çeşitli malzemeler, işte bu kısıtlı zamanlarda, internet karış karış gezilerek-çarşı pazar gezmenin başka bir versiyonu bu-özenle tamamlandı. Gece yarılarına kadar uyumayarak yaratılan boş zamanlarda, hediyelikler tasarlandı, kesildi, biçildi, yapıştırıldı...Aklıma esen, gördüğüm, beğendim herşeyi kendim için de yaptım; harika şeyler çıktı ortaya. Düğün mekanımızı, gelinliğimi, ayakkabımı, bindallımı da yine zorla alınan izinlerle gittiğim birkaç günlük İzmir ziyaretlerimde kaçarken koşarken hallettim. Düğün mekanımız yemyeşil çimlerle kaplı harika bir bahçe...Yer yer kurumuş, arada yama yama toprakların göründüğü bir bahçe en korktuğum şeydi...Düğün mekanı olarak İzzet Garden' ı seçtik ve böyle bir endişem de kalmadı çok şükür. Kokteylli olacak, alkollü içecek servisinin yapılacağı bir bar kurulacak. Sandalyelerim lake olacak; masa-sandalye süslemelerini beyaz tercih edeceğim. Gelinliğimi, İzmir' in bilinen tüm gelinlikçilerini dolaştıktan sonra Nazarel' den almaya karar verdim. Tamamı fransız danteli-gerçekten hayranlık uyandıracak bir dantel seçtim- straplez, yarım balık modeli...Sürprizi bozmamak için şuan fotoğraf paylaşamıyorum. Zamanım kısıtlı olduğundan, bir hafta içinde iki kez prova aldılar, ikinci provada hemen hemen bitmişti, etek boyunu ayarladılar sadece. Düğünden bir hafta önce teslim alırken son bir prova yapılacak-kilo alıp verme riskine karşı- ve gelinliğime kavuşacağım :) Ayakkabılarımı sanemiko' dan almayı düşünüyordum daha önceki bir yazıda paylaşmıştım; ama gelinliğimin tamamı dantel olunca, renkli el boyaması bir ayakkabı ile kombinlemek yerine sedefli kırık beyaz, kibar bir ayakkabı ile kombinledim. Bindallım -annemim özel isteği ile- dore ve kırmızı alındı, bindallı sevmememe rağmen ben bile beğendim :) Kına gecem ve düğünümün ardından, fotoğrafları zevkle paylaşacağım inşallah...Sanırım 25 günden önce bir daha görüşemeyiz :) Düğün sonrasında görüşmek üzere; esen kalın.
Kalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mayıs 2013 Salı
6 Kasım 2012 Salı
Nikahımız Oldu Bitti...Sıra Geldi Düğüne :)
İşte asıl heyecan şimdi başladı...
Hayatımın en önemli sorusuna, hayatımdaki en önemli cevabı verdim. Görkem Yıldırım' ı kendime bir ömür boyu eş olarak kabul ettim :)) Aslında o ana dair pek bir şey hatırlamıyorum nedense, nasıl evet dedim, Görkem ne dedi, hatta nikahtan sonra, nikah şahidime '' sana da birşey sordu mu memur'' diye sordum. Onlar da ''evet'' demiş; o kısmı da hatırlamıyorum :) Demek böyle bir şeymiş...
Aslında böyle hayal etmemiştim...Nikahımın, düğünüm başlamadan az önce kıyılması vardı hep hayalimde. Kır düğünümüzde, kırmızı halıdan geçerek alana giriyoruz, masamıza geçiyoruz, yer volkanları eşliğinde şenlik şamata ''evet'' diyoruz...Ardından ilk dans, konfetiler, uçan balonlar...Mevzu bahis benim tayinim olunca, mecburen hayallerimin dışına çıktık; ancak nikahımızın kıyıldığı salondan, nikah memurumuza kadar her şey harikaydı. Masamızda bembeyaz canlı çiçekler ve arkamızda masmavi bir deniz vardı. Gerçi ben o şaşkınlık ve heyecanla masanın diğer tarafına oturmakta ısrar edince neredeyse deniz manzarasından mahrum kalacaktım ama Allah' tan dominant nikah memuru ablamız beni hafiften paylayarak kendime getirdi :)) Nikahımız kıyıldı, ardından akşam, Bortes Restorant' ta yemek yenip, şarkılar söylenip, göbekler atıldı. Mini bir düğün, daha sonra yapılacak düğünümüzün bir provasıydı adeta. Her şey çok güzel, çoook güzeldi :)
Nikahımızı kıyıldı kıyılmasına da, işte asıl heyecan şimdi başladı...
İzmir' de her kır düğünü mekanı gezildi, her ayrıntısı didik didik edildi-Aşkım' ın bu konudaki başarısı göz ardı edilemez :)- ve sonunda Haziran 2013 için İzzet Garden' la anlaşma imzalandı, huzura erildi :)
Kına gecem hala muamma, stres içindeyim. Aklımızda bir yer olmakla birlikte netleşmedi ve kabusum olmaya devam ediyor...Kına gecemde ne giyeceğim??? Abiye? Kaftan? Her ikisi de??? Kına hediyeliklerim neler olacak??-öyle yaratıcı fikirler var ki, internette araştırdıkça hayran oldum- Çok geleneksel bir gece olmayacağı kanısındayım, ama tamamen bekarlığa veda partisi konseptinde de olmasın...Yani illaki oğlan halayı, illaki kına ve gözyaşı!! :)
Gelinliğim için erken mi bilmiyorum ama prenses modeli olması dışında kafamda hiç bir şey yok bu konuda... Endişeliyim :(
Düğün fotoğrafçısı konusunda da bir fikrim yok...Dış çekim mekanı Asansör olabilir; bizde anısı da var oranın...
Düğün gecesinde oturma düzeni nedense bilinçaltımda önemli bir yer işgal ediyor; zira tam 3 kez rüyamda gördüm :((
Gelin makyajı, gelin çiçeği, duvağım, ayakkabım, ilk dans müziği, belki bir kaç saatlik özel ders sonrası düğün dansı koreografisi, barkovizyon gösterisi için fotograf hazırlama...bla bla bla...
Benim bu kadar stresli, telaşlı ve meraklı olmam karşısında Görkem' imin aynı derecede rahat olması, sizce türleri gereği mi :(
Stresin de güzeli oluyormuş :) Güzel stresler içinde son 7 aya girdik, az mı kaldı ne :))
16 Eylül 2012 Pazar
Nisan Pastam ve Kurabiyeciklerim
Nisan Pastaaaaam :)
Nisan Kurabiyeciklerim :)
Bu mukemmel ve lezzetli seyleri benim icin hazirlayan, buyuk gune yetistiren "Tatli Hayat-Gamze Ates' e " sonsuz tesekkurler...
Nisan Kurabiyeciklerim :)
Bu mukemmel ve lezzetli seyleri benim icin hazirlayan, buyuk gune yetistiren "Tatli Hayat-Gamze Ates' e " sonsuz tesekkurler...
15 Eylül 2012 Cumartesi
NISANLANDIIIMMM :)
Yaaaas OTUUUUZZZ!!!... Galiba evde kaldim diye dusunmeye basladim; zira arkadaslarim evlenmekle kalmadi, ikinci cocugunu dogurdu... Universiteyi bitirecegim, iyi bir is bulacagim, terfi edecegim...vs. vs. Yaptim mi yaptim, evde kaldim mi??? Ramak kalmisken, direksiyon kirdim :))
30.Agustos.2012 gecesi sonunda, kucagimda bir sepet kirmizi gul ve kocaman bir sepet dolusu sekerleme, parmagimda iki cihanda da karsima cikabilecek en iyi, en mert, en durust ve en yakisikli erkege ait bir alyans ve tek tas var!
Mert erkegim, can bakislim, yureklim! Icime isleyen bakislarin, yuregimi isitan sozlerin, dunya dondukce benimle olsun! Seni benim karsima cikaran Allah' a sukurler olsun!
16 Ağustos 2012 Perşembe
Gaziantep' te Bir Butik Otel-Anadolu Evleri
Gaziantep' te butik otel arıyorsunuz...Şöyle eski Antep evlerinin tarihi büyüsü içinde, gezip görmeye gittiğiniz yerin kültürünü içinize çekebileceğiniz, sakin, huzurlu bir kaç gün!!...Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Zaten başlık sizi kendisine çekti bile, zira günlerdir Gaziantep' e yapacağınız kültür turu için, çılgınlar gibi araştırma yapıyorsunuz...Ben de şuan sizin yaptığınızı yaptım :) Uzun arayışlar ve bazı internet sitelerindeki olumlu yorumların neticesinde, hatırı sayılır bir ücret ödeyerek ''Anadolu Evleri'' nden rezervasyon yaptırdım.
Anadolu Evleri, 100 yaşından büyük, 4 evin, restore edilmesiyle oluşturulmuş. 10 oda ve 3 suiti var. Otel sahipleri Timur-Dila Schindel çifti. Otel yorumlarında çiftin ortaya çıkardıkları işten övgüyle bahsedilmiş...Resimlere, yorumlara kapılıp, sırtıma bohçamı vurup, düştüm yollara...Neler oldu, neler neler!!!... :))
Arabamı koyacak otopark yok; (çalışanlar aslında otoparklarının olduğunu ve yol yapım çalışmaları nedeniyle şuan kullanılmadığını söylediler) caddenin sonundaki otoparka ücretini bizzat ödeyerek arabamı bırakıyorum :) Topuklu ayakkabılarımla, yer yer çukur, berbat bir yoldan geçip otele varıyorum, daha o anda pişmanım!! Çalışanlar çok güler yüzlü, son derece yardımsever ve iyi insanlar; şimdi biraz rahatladım...Kocaman eski anahtarımı alıp, iki katlı suitime geçiyorum :) Yorucu bir iş günü ve boğucu sıcaktaki uzun yolculuğumun ardından, ılık bir duş almak üzere, bir kişinin zar zor sığacağı küçücük ve hiç hoşlanmadığım banyoya giriyorum; büyük ahşap kapısını kapatıp, arkasındaki kocaman demir sürgüyü çekiyorum veeeeee aaaaaaayyyy, İmdaaaaattttttt!!!! Allahtan henüz üzerimdeki çıkarmadım, zira çığlık çığlığa kendimi dışarı atıp, tüm otel görevlilerini başıma topluyorum...Bir kaç dakika sonra banyomun duvarındaki devasa hamam böceğini öldürmek üzere elinde bir süpürge ve faraşla otel görevlisi odamda operasyonda!! Yerlerinden fırlamış gözlerle kapıda operasyonun sonuçlanmasını bekliyorum. Zafer kazanmış edası ve attığım çığlıklara bıyık altından gülerek, cengaver otel görevlisi odamdan ayrılıyor...Tamam bana huzur yok bu gece, böceği düşündükçe kaşınıyorum, düşündükçe kaşınıyorum...Korka korka, her yeri iyice kolaçan ederek banyoya yeniden giriyorum. Lavabonun kenarinda pvc ile kaplanmış, kirli ve yer yer küflenmiş bir not : ''sayın misafirlerimiz, ani ısı değişimine karşı önce musluğun soğuk tarafını şöyle açıp, sonra böyle sıcak tarafını açıp bla bla bla...'' Yazılanları harfiyan uyguluyorum; ama rahat bir duş ne mümkün, bir haşlanıyorum, bir donuyorum...Artık saçım şampuandan tam olarak arındı mı bilmiyorum, kan ter içinde, buhardan önümü görmeden, tıkanıklık dolayısıyla küçük bir gölete dönüşmüş duş teknesinde terliklerimi yüzsünler diye bırakıp kendimi dışarı atıyorum!!! Oh beee, klima açık, oda serin, huzuuurr... :)
Televizyon seyretmek için karşısındaki eski, bordo berjere kuruluyorum. Bu arada yerler toz içinde çıplak ayaklarım yere değmemeli, bağdaş kuruyorum...Hay aksi!! Sadece kanal 7 var, televizyon çöp!! Odada bir su ısıtıcı, küçük bir sepetin içinde süzme çay ve nescafe var ama öyle eski püskü duruyorlar ki, içmeye korkuyorum...Neyse en iyisi uyuyup günün yorgunluğunu atayım; küçük, dar ahşap merdivenlerden çıkarak, üst kattaki kocaman yatağıma ulaşıyorum. Yine üzerinde pvc kaplı bir not!! Iııııııııyyyyyyy, sanki asırlardır insan eli değmemiş buna, tam bir parmak toz kaplı üzeri, tiksinerek, parmak ucumla aşağı iteliyorum; ne yazdığı umrumda değil; herhalde yatak kullanma talimatı değildir :) Veee çok şükür ki tek hijyenik şey olan sakız gibi bembeyaz çarşaflı yatağıma ve yumuşacık yastıklarıma gömülüp uykuya dalıyorum. Sabah güvercinlerin guuuuk guuuukkk sesleriyle uyanıyorum, işte buuu işte buuuu, doğal yaşam doğal doku bu :))
Küçük ahşap panjurları aralayıp, kocaman yeşil şemsiye kurulu avluya bakıyorum... Masa kahvaltı için hazırlanmış! Uzaktan küçük sürahidekinin süt olduğunu seçebiliyorum, diğerleri muamma...Ancak sorun şu ki, ben kahvaltımın 9 da hazır olmasını istemiştim şuan saat 11 ve üç saatir benim sevgili sütüm o masada Antep' in kavrucu sıcağında güneşleniyor. Söylediğim saatte kalkmadığım için suçlu ben miyim, yoksa sütü ben gelene kadar dolaba kaldırmayı akıl edemeyen otel personeli mi o konuda kararsızım...İçimden söylene söylene söylene kahvaltıya iniyorum. Niye içimden söyleniyorum da bronzlaşmış sütümle ilgili iki kelam etmiyorum bilmiyorum, galiba dilim bağlandı :) Masaki muammalar, bir kavonoz mısır gevreği, kocaman bir kaseye doldurulmuş kuru dut ve şimdi hatırlamadığım kuru başka birşey...Tek bir tane bile yemiyorum. Zira koca bir kasenin içine doldurulup her gelenin önüne konulup konulup kaldırılıyor gibi, midem kaldırmıyor!!...Yöresel bir kahvaltı hayal ederken, üniversitedeki yurt günlerim hatırlatan, beyaz tabaklar içinde, fabrikasyon tereyağı, reçel, üç saat önce doğrandığından buruşmuş domates ve salatalıkla karşılaşıyorum. Olleeeyyyy, tabakta en sevdiğim şeyi görüyorum, gözlerim pırıl pırıl :) Nutella böyle küçük paketlerde de mi satılıyor artık!! Harikaaa!!! Yine de bu berbat kahvaltıya kızamıyorum, personel öyle güler yüzlü, öyle saygılı ki, nedense üzülüyorum :(
Giyinmek uzere odama donuyorum...Kendimi Antep sokaklarina atmak icin hazirim. Az once banyoda basima taktigim bandanami son kez kontrol etmek uzere banyoya donuyoum. Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa, anneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee(annemin kulaklarini cinlatiorum), yardiiiiiimmmm ediiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiinnnn!!! Bir kac saniye icinde, aglayip bagirarak, yine odamin kapisindayim. Otel gorevlileri yanimda ne oldugunu anlamaya calisiyor; konusabilsem anlatacagim ama ne mumkun... fareeeee, klozetteeeeeeeee, simsiyah tuylu bir farreeeeeeeeeeeeeeeeee!!! Odama yeni bir taarruz basliyor, ben kapida aglayip titriyorum. Bir kac dakika sonra otel gorevlisi elinde siyah fare odadan cikiyor. Fareden sular suzuluyor yere ve aslinda otel gorevlisinin elinde tebessumle tasidigi siyah farenin, bandanamin siyah ponponu oldugunu cok gec anliyorum :) Bu yasadigim soku atlattiktan sonra, kendimi aglamaktan bitap dusmus sekilde Antep sokaklarina atiyorum. Kizgin gunes altinda, aklimda siyah fare (!) o muze senin , bu muze benim gunes batana kadar dolasiyorum. Cok sicak oldugundan, kaleye cikmayi baska bir Gaziantep ziyaretime erteleliyorum. Aksam yemegimi otele cok yakin olan Imam Cagdas Restorant' ta yiyip, kendimi, perili koske donusen odama atiyorum. Fare ve hamam bocegi kabuslariyla sabahi zor ediyorum. Kahvaltida yine bronzlasmis sut var ama umrumda degil, zira bugun otel gorevlileri yasadigim aksilikler yuzunden bana acimis olacaklar ki, omlet yapiyorlar, Ollleeeeeyyy :)
Calisanlarin misafirperver, guleryuzlu ve saygili ev sahipliginden hosnut, odami bir hamam bocegi ve ponpondan da olsa siyah bir fareyle paylasmis olmaktan mutevvellit, 30 yillik hayatimda dudagimda ilk kez cikan ucugumla huşu icinde otelden ayriliyorum :)
13 Haziran 2012 Çarşamba
Ah Şu Kısır Döngü
Belki güneşten yanmış, belki rüzgardan çatlamış ama illaki heyecandan terlemiş iki elin, tutku ile birleşmesi; birbirini tanımak, anlamak için gösterilen çaba, bir bakışın, bir gülüşün şifresini çözmek için denenen logaritmalar...
Her başlangıç, yeni çabalara gebe. Her başlangıç, bir nihayetin umudu aslında; bu kez teninle özdeş bir tene dokunuyor olmanın umudu. Gözlerine, dudaklarına, yüreğine, hayallerine eş...
Aranan donör bulunduğunda, İlaç kokulu, mavi çarşaflı, soğuk hastane yatağında hissedilen rahatlama...Bir süreliğine bulutlarda süzülme, bir süreliğine pembe, yumuşacık pamuk şekerlerine sarılma ve yine sonunda bulunanın aslında uygun donör olmadığının anlaşılması, çalışma masana geri dönüp, siyah kemik çerçeveli ağır gözlüğünü takıp, masa lambasının soğuk ışığında, iki bilinmeyenli denklemlerine gömülmek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
